BEŞ YILDA DÖRT KELİME ÖĞRENMİŞ
Günümüzdeki problemleri konuşken aynı ortamda bulunan bir tandık şöyle sordu: Hocam bunun biraz da ucu size yetişmiyor mu? Devam etti: Siz bize “uyu uyu yat uyu” dediniz. Biz de uyuduk. Geri kalmışlığın bir nedeni de b değil mi? Kaç yıl okudun evlat? Beş yıl. Sana bu beş yılda sadece dört meşhur kelime öğretildi ve sen de emre uyup uyudun. Çok acı öyle değil mi?
Halbuki biz şarkılar öğretirken bile trik trak olur mu hiç çalışmamak diyerek çalışkan olmayı öğütledik. Zaman zaman tembel cırcır böceği ile çalışkan karıncayı örnek verdik. Büyük Atatürk’ün meşhur vecizesini yazı dersinde defalarca yazdırdık. “Türk çetin işler başarmak için yaratılmıştır”. Kovandaki arıların gayretini, işbölümünü ve sonuçlarını anlattık. Bu arkadaş “uyu uyu yat uyu” dan ibaret dört kelimeyi öğrenmiş. Belki de icraatı hoşuna gitmiş.
Şimdi bunları niye yazdım? Merak ediyorum bu meslek adeta kan kaybediyor. Bana göre eğitim ülkemizin birinci sorunu. Bu meseleyi çözecek olan iyi yetiştirilmiş olan eğitimcilerdir. Bunlar da bölünmüş dört parçaya tıpkı adaletsiz babanın dört çocuğu gibi. Kadrolu öğretmen maaşı ve özlük hakları en iyi olan sözleşmeli öğretmen aynı haklara sahip değil. Vekil öğretmen onların yarısı bile değil. Hele ücretli öğretmen nerde birkaç liralık ders bulursa onunla geçiniyor. Onu bulamayanlar da sokakta ne iş bulursa çalışıyor. Bunların hepsi aynı okul mezunu, aynı diplomanın sahibi, aynı sınavlardan geçmişler. Söz sınavdan açılmışken bu meslek tuşların bir de atanmak için sınava tabi tutuluyorlar. Kazanamayan kalitesiz öğretmense sonradan yukarı da sıraladığım isimler altında eğitim hizmeti veriyorlar. Bu mesleğe 30 yılın vermiş birisi olarak meseleyi anlamış değilim.
Ben yazımda öğretmen ve öğretmenlikten bahsetmek istiyorum.Her ne dense kimse yazmıyor köşesinde öğretmeni içimden haykırmak geliyor: Ey yazarlar, çizenler hiç değilse sizi okutan öğretmeninizden iki satırla da olsa bahsedin. 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde basını takip ediyorum. Öğretmenin, öğretmen emeklisinin, öğretmen dul ve yetimlerinin problemlerinden bahseden birkaç satır yazı göremiyorum.
Şimdi ben Neşe Aküzüm’ün Öğretmenin Günlüğü isimli eserine aldığı bir şiiri aşağıya yazıp öğretmenin kim olduğunu anlatmağa çalışacağım.
Ben Öğretmenim:
Ben öğretmenim!
Bakırköy’de derslikte kalbi duran, Menemen’de kesilenim.
Ben öğretmenim!
Dersliğin dışında kalmalı tüm sorunlarım,
Zil çalınca alırım.
Ülkemin aydınlık geleceği için çarpan yürek,
Konuşur dilim.
Ben öğretmenim.
40 yıl öncenin öğretmenliğini yapmış, saatlerce yaya yol yürüyüp geceleri 5 numara gaz lambasının ışığında planlar hazırlayıp bir çok öğrencisini beli makamlara taşımış emekli bir öğretmenim. Yılda üç defa hizmetlerim aklıma gelir, içim burkulur.
1- 24 Kasım öğretmenler gününde aranmamak(kurumumuzca)
2- Aralık ayında %2 maaş artışı.
3- Temmuz ayında %2 sadaka gibi artış.
Kalan zamanda kitap okurum, öğrencilerin ödevlerine yardımcı olurum, basında olup biten seviyesiz tartışmaları izler sadece susarım. Susmasam elden ne gelir.
Eskiden inançla savunurdum, “Kalem kılıçtan keskindir” diye. Şimdi o güçlü kanaatim kalmadı.
Tarihimizde hocalara, bilim adamlarına sahip çıkan padişahların dönemlerinde, her alanda hızla ilerleme kaydedilirdi. Cumhuriyet döneminde başlatılan eğitim seferberliklerinden alınan sonuçlar ortada. Başta Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın eğitime verdiği önem vecizelerinde saklı. Hocalarının atının ayağından üstüne sıçrayan çamura saygı gösteren sultanların dönemleri imparatorluğun altın yılları değimliydi?
Sn yirmi yılda madden ve manen bana göre eğitimciler hak ettiği noktada değiller. Hayatında eğitim almamış, eğitimciye yukarıdan bakan cahillere adeta muhtaç ediliyor öğretmen.
Biz öğretmen camiası olarak anladık ama yeteri kadar anlaşılamadık. İnsan sevgisini içimizde taşıdık, taşımaya devam ediyoruz. Kanunlara saygılı ve devletimizi seviyoruz. Emekli öğretmenler olarak elimize bir pankart alıp, sokağa çıkarak mutfak masrafımızı bile istemedik. Bu onurlu ve saygılı davranışımızda kararlıyız. Belki bir gün bu hareketimiz bir talebimiz olarak kabul görecektir.
Bu noktada başta emekli meslektaşlarıma, sonra da köşelerinde dedikodu yazan kalemşorlara iki lafım var. Yılda bir defa olsun eğitimi ve eğitimciyi dile getirmeniz çok mu zor?
Necmettin TURAN
Emekli İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü






