İsrafın ve gösterişin gölgesinde büyüyen iftar davetleri Ramazan'ın ruhunu zedeliyor. Bu günün dağıttığı kalabalık masalarda değil, paylaşmada ve vicdanda arıyorum.
Bir gazeteci, hergün iftar sofrası yazarsa ne olur?
Okuyucu bunu duyar ve şunu sorar: Bu bir haber mi, yoksa bir davet günlüğü mü? İşte gülünçlük burada ortaya çıkar.
Ramazan yaklaşınca aynı tartışmalar yeniden başlıyor. İsraf konuşuluyor. Gösteriş konuşuluyor. İftar sofralarının ruhundan uzaklaştığı söyleniyor. Herkesi güçlendiriyor. Herkes itiraz ediyor. Herkes söz söylüyor. Ama akşam aynı isimler yine aynı sofralarda buluşuyor.
Bir yanda eleştiri. Diğer yanda davetliler. Bir yanda israf vurgusu. Diğer yanda kalabalık masalar. Bu günleri yıllardır izliyorum. Bu yıl ise ilk kez kendi adıma net bir karar alıyorum. Bundan sonra hiçbir iftar sofrasına gitmeyeceğimi açıkça ilan edeceğim.
Bunu bir tepki olarak değil, bir durma olarak ifade ediyorum. Çünkü Ramazan'ın ruhu ile son yıllarda kurulan pek çok iftar sofrası arasında derin bir mesafe bulunduğunu düşünüyorum.
Bu şeyleri da bu yüzden kaleme alıyorum. Ramazan'ın insana gerçek anlamını, orucun kazandırdıklarını, iftar sofralarının aslında ne olması gerektiğini ve bugün neden gereksiz hale geldiğini tüm ayrıntılarıyla anlatmak için.
RAMAZAN SADECE AÇ KALMAK DEĞİLDİR,FAKİRLERİDE DÜŞÜNMEKTİR,
Ramazan, insanın kendine dönüş demektir. Günlük hayatın ayrılmasının sıyrılması demektir. Kalbini yok etmek demektir.
Oruç sadece mideyi değil, dili ve kalbi de tutmaktır.
İnsanları Kırmamaktır. Sabretmektir. Şükretmektir. Paylaşmaktır.Peygmber efendimiz "komşusu iken aç tok yatan bizden değildir", satın alınmıştır
İslam inancında oruç bir ceza değildir. Bir terbiye biçimidir. İnsan, hayat içinde fark etmeden tüketir. Yer. İçer. Harcar. Konuşur. Kırar. Ramazan bu verileri durdurur.
Açlık bir amaç değildir. Açıklık bir hatırlatmadır. Sofraya ulaşamayanların varlıklarını hatırlatır. Sabretmenin ne olduğunu öğretir.
Oruç tutan insan akşam sofraya oturduğunda lokmanın değerini gösterir.
İsrafın ne demek olduğunu anlar. Onun nimetinin kıymetini daha derinden kavrar.
Ramazan yalnızca bireysel bir ibadet değildir. Aynı zamanda toplumsal bir dayanışma dönemidir.
Kapılar açılır. Komşular tanınır. Yardımlar artar. İnsanların birbirlerinin hâllerini sorar.
Bu kapsamlı Ramazan toplumlarını bir araya getiren güçlü bir köprüdür.
Nitekim Ramazan'ın sadece dini değil, kültürel ve toplumsal bir bağ kurma dönemi olan süt örnekleri de giderek çoğalıyor.
Ramazan aynı sofrada buluşmayı değil, aynı duyguda buluşmayı öğretir.
İftar sofralarına dair eleştiriler okunurken, çoğu zaman en az konuşulan alanlardan biri protokol masalarıdır. Oysa Olay'ın en dikkat çekici boyutlarından biri tam da buradadır.
Birçok iftar organizasyonunda en gösterişli yer protokol masasıdır. Kimlerin oturacağı belirlenecek. İsimler gerçekten geçerli. Yerler ayrıldı. Davetler buna göre yapılır.Ama evde yemek vardır,hiç böyle toplmda iftar eden olmuşmu,Acaba ramazan evde sofrasına bir sıcak yemek konmuşmu,bunlar düşünülmüştü ,böyle evler ziyaret edilmişmi.Ramazan kolisini gösteriş olarak başkaları dağıtsın diye birilerine peşkekler vizdanen rahatmıdırlar.
İftar sofralarına giriş ve hatta bazı küresel masalarda yer almak için sessiz ama sert bir rekabetin oluştuğu görülmüyor. Kim öne oturacak. Kim merkeze alınacak. Kim yan yana gelecek.
Oysa Ramazan'ın ruhunda protokol yoktur.
Ramazan özgürdür. Aynı sofrada buluşmaktır. Zengin ile zavallı, yönetici ile vatandaşın, birbirleriyle sıradan insanların aynı lokmayı paylaşmasıdır.
Protokol masası ise bu ruhu zedeler.
Çünkü o masa ayrıştırılır. Üst ve alt durumu oluşur. Gösteriş büyütür. Samimiyeti küçültür.
İftarın özünde sadelik vardır. Sadelik bozulduğunda geriye sadece yemek kalır. Ruh halinde.
Bu nedenle bugün iftar sofralarının en gereksizlerinden biri protokol masasıdır. Ramazan'ın eşitleyen diline, paylaşımına ve içtenliğine uymayan bir görüntü verir.
İftar sofraları geçmişte sadeydi. Evlerde kuruldu. Komşular çağrılırdı. Bir tabak yemek paylaşılırdı.
Bugün ise pek çok iftar daveti bir gösteriye dönüşmüş durumda. Uzun masalar. Kalabalık organizasyonları. Davetliler. Fotoğraflar. Paylaşımlar.
Eleştirdiğimiz şey tam da budur.
Ramazan sadeliğinin ayıdır. İsrafın değil.
Oruç, azla yetinmeyi öğretirken iftar sofralarında ölçüsüzlük istatistiklerisa burada bir kayıt vardır.
Oruç, fakirin hâlini anlamayı öğretirken iftar sofralarında binlerce euroluk organizasyonlar kuruluyorsa burada bir kopuş vardır.
Oruç, nefsi terbiye yapmayı öğretirken iftar davetleri bir prestij yarışına dönüşüyorsa burada bir sorun vardır.
ELEŞTİRİ YAPIP SOFRAYA OTURMAK
Bugün en büyük bölümü burada meclis.
İsrafı eleştirenler aynı sofralarda yer alıyor. Gösterişten yazanlar aynı davetlere gidiyor.
Söz ile davranış arasındaki mesafe büyüyor.
Bu yüzden ben kendi adıma bir karar alıyorum.
Artık hiçbir iftar sofrasına gitmeyeceğim.
Çünkü eleştirirken içinde yer almanın doğru olmadığını düşünüyorum.
İFTAR PARASI NEREYE GİTMELİ
Bugün tek bir iftar daveti için harcanan parayla kaç aile mutfağına destek olunabilir.
Kaç öğrencinin ihtiyacı karşılanabilir.
Kaç yaşlının ilaç masrafı ödenebilir.
Ramazan paylaşma ayı ise, paylaşmanın en doğru yolu da buradan geçer.
Gösterişsiz. Sessiz. Samimi.
Gerçek yardım böyle yapılır.
İFTAR SOFRALARI TAMAMEN GEREKSİZ Mİ
Elbette hayır.
Aile içinde kurulmuş sofralar gereklidir. Komşularla sofralar gereklidir. Gerçek dayanışma için kurulmuş sofralar gereklidir.
Ama organizasyon haline gelen, amacından uzaklaşan ve ölenlerin iftar sofraları gereksizdir.
Ramazan kalabalık masalarla değil, samimiyetle anlam kazanır.
BENİM KARARIM VE DURUŞUM
Yıllardır pek çok konuda Kağızman'da ilk adım atanlardan biri oldum. Bu kez de kendi adıma yeni bir ilk başlatıyorum.
Hiçbir iftar davetine katılmayacağım.
Bunu insanları kırmak için değil, Ramazan'ın ruhuna saygı için yapıyorum. İnancımdır. Ramazan sofrada değil kalpte yaşanır.
Oruç mide ile değil vicdan ile tutulur.Paylaşmak kalabalık masalarda değil, sessiz yardımlarda anlam kazanır.
Ramazan geldiğinde insan biraz yavaşlar. Biraz düşünür. Biraz kendine bakar.Belki de en çok buna göre düzenlenirGösterişsiz bir Ramazan.İsrafsız bir Ramazan.Sessiz ama derin bir Ramazan.Ben bu Ramazan'ı böyle yaşamak istiyorum.Ve bunu da açıkça ilan ediyorum.
Bir başka mesele de gazetecilerin durumu.
Bir gazeteci, gününün bir iftar sofrasını giderse, akşam başka bir davette görünüyorsa ve ertesi gün bunları tek tek haberleştirirse ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor.
Haber olmamak çok listeye dönüşen yazılar.
Toplumsal sorunun olmaması çok davetli kroniğe dönen yayınlar.
Bugün bakıyoruz. Aynı gazeteci bir gün bir derneğin sofrasında. Ertesi gün başka bir kurumda. Sonra bir belediyede. Ardından bir vakıfta.
Her akşam başka bir masa. Her gün başka bir fotoğraf.
Bir süre sonra bu durum gazetecilikten çok davetli takibine benzemeye başlıyor.
Gazeteci, gözlem yapan kişidir. Mesafesini koruyan kişidir. Eleştiren kişidir. Toplumu anlatan kişidir.
Ama sürekli davet sofralarında yer aldığında bu mesafeler değişiyor.
Okuyucu da bunu görür. Ve şu soruyu sormaya başlar:
Bu bir haber mi, yoksa bir davet günlüğü mü?
İşte gülünçlük burada ortaya çıkar.
Hoş, geçmiş yıllarda ben de farklı bir yol izliyordum. Ramazan davetleri boyunca tek yazmaz, ayın sonunu bekliyorum. Ek olarak katıldığım iftarlar kısa kısa özetler, fotoğraflarla birlikte geniş bir değerlendirme halinde okura sunuyorum.
Bu yöntem hem Ramazan'ın ruhuna daha uygun hem de gazeteciliğin ciddiyetini koruyordu.
Çünkü ticaret tek sofraları yazmak değil, Ramazan'ın toplumunun nasıl geliştiğini göstermekti.
Bugün ise her akşam bir masa, her gün bir haber anlayışı giderek yaygınlaşıyor. Bu da hem gazeteciliğin ağırlığını azaltıyor hem de iftar sofralarını fazla büyütüyor.
Halbuki Ramazan'ın merkezindeki haber değeri taşıyan şey yemek değil, insanın değişimidir. Dayanışmadır. Yardımdır. İç muhasebedir.
Gazeteci tam burada durmalıdır. Sofranın içinde değil, toplumsal kesimler.
İYİ NİYETLE SOFRA KURANLARA NOT VE BİR ÖZÜR
Burada bir noktayı özellikle vurgulamak isterim.
İftar sofrası kuran herkesin gösteriş peşinde değildir. Tam olarak konuşur, çoğu insan bu sofraları samimi bir paylaşma duygusuyla kurar. Komşusunu düşünerek, öğrenciyi hatırlayarak, yalnızları davet ederek kurar. Bu iyi niyetimin farkındayım. Bu çabayı tenzih ederim.
Yazdıklarım hiçbir şekilde samimiyetle kapısını açan, elindekini paylaşan, gönlünü ortaya koyan insanlara yönelik değildir. Eğer bu yazıdan böyle bir anlam çıkarsa, o iyi niyetli kişilerin peşinen özür diliyorum.
Eleştirim insanları değil, zamanla büyüyen gösteriş birleşiyor.
Bu yazı, iftar davetlerini takip eden, haberleştiren ya da bu alanı gündeme getiren muhaliflere yönelik bir şey değil. Her gazeteci kendi bakış açısıyla, kendi yayın politikasına göre çalışır. Buna saygı duyarım.
Benim işaretlediğim nokta, gazeteciliğin mesafesi ve denge meselesidir. Bu, bir tercih ve yöntem tartışmasıdır. Kimsenin hedefi olan bir yargılama değildir.
Yanlış bilginin ihtimaline karşı özellikle belirtmek isterim ki, bu satırlar bir mesleki eleştirisi değil, kişisel bir muhasebedir.
Samimiyetle kurulmuş sofralara saygım var. Gösterişe ise mesafem var. Benim itirazım insanlara değil, bu dönüşümedir.

















